AHMET ERTUĞ

Ahmet Ertuğ’un görkemli iç mekânlara yönelik keskin bakışı, sanatsal bir eğitimden değil, mimarlık geçmişinden beslenmiştir. Türk fotoğrafçı, zamanla bina tasarlamaktan uzaklaşarak var olan yapıların güzelliğini görüntülemeyi seçmiştir. Ertuğ’un yolculuğu, Japonya’daki tapınaklardan Ayasofya’ya, hatta The Martha Stewart Show’a kadar uzanmıştır.

 

Ertuğ, Londra’daki Architectural Association School of Architecture’dan mezun olduğunda 1970’lerin postmodernizmi doruk noktasındaymış. Kariyerinin ilk yıllarında İngiltere ve İran’da mimar olarak çalışmış, ardından Japonya’da araştırma yapmak üzere bir burs kazanmıştır. Burada hem kadim tapınaklara hem de ritüellerin düzenine derin bir ilgi geliştirmiştir. İstanbul’a döndüğünde bu deneyimlerin izlerini de beraberinde getirmiştir.

 

Ertuğ, objektifini şehrinin tarihini ve kültürünü kaydetmeye yöneltmiş; özellikle kiliselerin, kamusal yapıların ve diğer kültürel miras alanlarının görkemli iç mekânlarını fotoğraflamıştır. Yöntemi, biçim ve yapı üzerine sezgisel bir kavrayışa dayanmıştır. “Kendimi o binayı tasarlayan mimarın yerine koyarım. Onun kendi eserine bakmak için nerede duracağını düşünürüm,” demiştir. “İlk fotoğrafımda yapının tüm ruhu canlanmıştır.”

 

İstanbul’un katmanlı tarihinden beslenen Ertuğ, Osmanlı, Roma ve Katolik etkiler taşıyan mekânları görüntülemiştir. Fotoğraflarını lüks sanat kitapları olarak yayımlamaya başlamasıyla Türkiye’deki tanınırlığı hızla artmıştır. Kurduğu yayınevi bugüne kadar bu türden otuzdan fazla koleksiyon yayımlamıştır Sanatsal yolculukları onu Türkiye’nin farklı bölgelerine ve Avrupa’nın birçok yerine taşımıştır. Saint Petersburg’daki Devlet Hermitage Müzesi gibi seçkin mekânları fotoğraflamak üzere davet edilmiştir. Eserlerinde öne çıkan mekânlar arasında İstanbul’un en tanınmış ve tarihsel açıdan en zengin yapılarından biri olan Ayasofya da yer almıştır.

 

Atlantik’i aşan Ertuğ, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki ünlü kütüphaneleri de kapsamlı biçimde fotoğraflamıştır. Boston’un “kutsal sayılan seküler mekânlarından biri” olarak nitelendirilen Boston Halk Kütüphanesi’ndeki Bates Hall’u da görüntülemiştir. Mekânın karakteristik okuma lambalarını, tonozlu tavanlarını ve yarım daire apsisini içeren bir fotoğraf üretmiş; bu fotoğraf ekim ayında müzayedeye sunulmuştur.

 

Ertuğ’un fotoğrafları La Conciergerie, Tuileries Bahçeleri, Viyana’daki Kunsthistorisches Museum ve Philadelphia’daki Penn Museum’da düzenlenen kişisel sergilerde gösterilmiştir. Kuzey Amerika’nın büyük bölümünde görece daha az tanınsa da, çalışmaları tamamen göz ardı edilmemiştir. Bazı yorumculara göre Ertuğ, kültürel mekânları yalnızca belgelemekle kalmamış, bunun ötesine geçmiştir. Alman fotoğrafçı Rolf Sachsse onun sanatı hakkında şöyle yazmıştır: “Ertuğ yalnızca dünya kültürel mirasının etkin bir çağdaşı değildir; onun çalışmaları bu kültürel mirasın bizzat bir parçası hâline gelmiştir.”

 

Ahmet Ertuğ yaşamını ve çalışmalarını İstanbul’da sürdürüyor.